15
Menü

Söz ve Dinleme Üzerine Zamanın Tini Çerçevesinden Bir Deneme

Konuşmak ve susmak, sözlü iletişimin iki kategorik unsurudur; aynı zamanda diyaloğun da dikotomisi

Bugün sabah konuşmak ve susmak üzerine düşünürken bir cümle belirdi zihnimde. “Konuşmak ve susmak, sözlü iletişimin iki kategorik unsurudur; aynı zamanda diyaloğun da dikotomisi.’’

Yaşadığımız günler, sözlü kültürün geride kaldığı, yazılı kültürün ise yavaş yavaş tedavülden çekilmeye başladığı günlerdir. Konuşmak ve susmanın diyaloğun iki dikotomisi olma vasıflarının biçem değiştirmeye yöneldiği bir dijitalleşme zamanının başlangıç evresinde bulunmaktayız. Sözün değer kaybına uğrayıp sözün yerini almakta olan kendisini sosyal paylaşımlar tarzında sunan adına dijitalleşme dediğimiz yeni bir zamanın tam da içindeyiz.

Sözlü gelenek zamanla kendi evrenini oluşturmuştu. Bu evrenin ana taşıyıcıları kari, hatip, vaiz, ozan, şair, meddah ve tiyatroculardı. Onların muhatapları ise dinleyiciler, halk, cemaatler, şiir severler ve seyircilerdir. Bir de yukarıda saydığımız söyleyenlere ulaşamayan geniş halk kitleleri vardı.  O dönemde sözleri geniş halk kitlerine ulaştıran birkaç aracı mevcuttu. Bunlardan birincisi söz söyleyenleri bizatihi dinleyen ya da dinleyenlerden rivayet silsilesi ile öğrenen gezgin anlatıcılardı. İkincisi ise söz söyleyenler yada onları dinleyenler tarafından manzum veya nesir haline getirilmiş olan, sözlü geleneğin formatını yansıtan gazavatname, cenkname, masal, hikaye ve dini tavsiyelerin bulunduğu folklorik eserlerdi. Bütün bu eserler, sözlü kültürün oluşturduğu formların yazı haline getirilip ülkenin en ücra köşelerine kadar ulaşmasını sağlıyordu. Kasabalar ve köylerdeki kahve ve odalarda, obalardaki yakılan ateş etrafında veya çadırlarda, özellikle de kış aylarının uzun gecelerinde okunur ve dinlenirlerdi.

    O dönemin insanları yaygın olan kültüre ancak bu tip etkinliklerle ulaşabiliyorlardı. Yine o dönemin insanlarının büyük bir çoğunluğu okuma-yazma bilmediği için yazıdan daha çok söze, yazandan daha çok da söyleyene itibar ederlerdi. Folklorik eserlerin anonim olmasının sebeplerinden birsi de yazarından çok söyleyenin önemli olması değil miydi?

    Halkın nazarında en önemli kişiler vaiz, derviş, şair, ozan ve meddah gibi insanlardı. Gittikleri meclis, köy, kasaba ve obalarda en baş köşeye oturtulur en iyi imkanlarda misafir edilir ve uygun bir zamanda da karşısına sıralanır ve pür dikkat dinlenirdi. Söyleyenin değeri sözün değerini artırır; bu durumdan hem sözü söyleyen hem de söylenen sözün değeri daha da artardı. Dinleyenler/izleyenler duygulanır, kültürlenir ve bütün bunlar olurken dolaylı yönden de dönemin hegemonik yapısına adaptasyonları sağlanırdı. Hegemonik yapı, bu enstrümanlarla kendisini yeniden üretir ve dalga dalga ülkenin en ücra köşelerine kadar sirayet ederdi. Böylece zamanın ruhu ve erki kendisini meşruiyetini de sağlamış olurdu.

    Günümüze geldiğimizde, yukarıda anlattığımız sözlü geleneğin eski itibarının kalmadığına

şahit olmaktayız. Ne eski ozanların, ne halk şairlerinin, ne de geçmişin kitaplarının artık bir

kıymetiharbiyesi kalmıştır.

Bunun tipik bir örneğini, 18 Ekim Cumartesi günü saat 14.00’te, Gedik Ahmet Paşa Kütüphanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen "Atatürk ve Cumhuriyet Şiir Şöleni" programında gördük. Etkinlik, Zafer Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği tarafından, Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı’nın katkılarıyla gerçekleştirilmişti.

    Yaklaşık otuza yakın şair ve ozanın şiir okuyacağı ve birkaç sanatçının da eser icra edeceği bir programdı. Programa topu topu elli kadar kişi katılım sağlamıştı. Katılım sağlayan misafirlerin sanatçılarda dahil hemen hemen hepsi ellili yaşların üstünde, yarısından çoğunun da altmışlı yaşlarını bile aşmış olmaları manidardı. Programa katılım sağlayan kişiler arasında biri programda görevli gazeteci arkadaşın (Ömer MAZi) kızı, diğeri de başka bir katılımcının kızı olması muhtemel iki genç vardı. Rağbet edenlerin arasında ne resmi bir görevli ne de herhangi bir gazeteci yer almamıştı. En büyük garabet, programın yapıldığı salonun hemen üzerindeki üç katlı kütüphanenin ders çalışan öğrencilerle dolup taşması ve aynı meydandaki kafeler ile parkların her yaştan Afyonluyla fıkır fıkır kaynamasına rağmen salonun boş ve ilgisiz kalmasıydı.

    Programa katılan sanatçılardan biri ‘’Ben buraya gençlerin rağbet edeceklerini umarak icra etmek için bir eser hazırlamıştım, mademki gençler yok ben de size uygun düşebilecek bir eser seslendireyim.’’ diyerek programa devam etmesi günün özeti mesabesinde bir tavırdı.

Hem belediye hem dernek hem de programa katkı sunan arkadaşların günlerce titiz çalışmalarının ve sarf ettikleri emeklerinin karşılığı bu olmamalıydı. Ayrıca ülkenin farklı şehirlerinden buna ilaveten Afyon’un birçok ilçesinden gelmiş olan sanatçılara karşı bu ilgisizlik gösterilmemeliydi. Peki, niye böyle bir durumla karşı karşıya kalındı?

    Bu sorunun cevabı, değişen kültürel paradigmada ve yeni oluşmakta olan zamanın ruhunda aranmalıdır. Yazının başında sözünü ettiğim sözlü kültür paradigmasının yanı sıra, artık yazılı (kitabi) kültürün yerini alan ve sosyal medyada kendini açıkça gösteren ve kendisini fütursuzca dayatan dijital kültürle karşı karşıyayız.

     Günümüzde egemen olan dijital kültür ortamında, özellikle genç kuşaklara ulaşmanın yeni yolları üzerine düşünmeliyiz. Kültürümüzü ve değerlerimizi, Almanların Zeitgeist dediği ‘zamanın ruhu’na uygun biçim ve anlatım yollarıyla sunabilmeliyiz. Mehmet Akif’in deyişiyle, geleneğimizden aldığımız ilhamı 'asrın idrakine' hitap eden yeni formlarda ifade edebilmeliyiz.

Aksi takdirde, konuşmanın ve dinlemenin birbirini tamamlayan yönlerini yitirmiş, diyaloğun simbiyotik dengesini bozmuş olur; sonunda da zamanın ucubelerine dönüşürüz.
Yazımı umut dolu cümlelerle bitirmeyi isterdim. Ancak geldiğimiz noktada ve bizi bekleyen daha da zorlu şartları düşündükçe, ne Pollyanna’cılık yapabiliyorum ne de iflah olmaz bir iyimser olduğumu söyleyebilirim. Üzgünüm.

                                                                                                             Hüseyin Bay



İlgili haber bulunamadı.

İlk Yorumu Sen Yap

0/500 karakter
/*